Bu tür sözler kötü sonucunu, eninde sonunda elbet bir gün sahibine iade eder. Ancak nasihat babından olup Allah'ın bağışlayacağı bir şey olursa, ona diyecek bir sözümüz yoktur. Allah dilerse bağışlar. Çünkü çoklarının geçmiş günahlarını bağışlamıştır.
Yine biliyorsunuz ki şimdi Mısır'da olduğu gibi bir zamanlar Şam'da da "ashab" ve "ihvan" hakkında söylenen ağır sözler, kötü ithamlar asla, bu saldırılara uğrayan kardeşlerin değerinden bir şey alıp götürmez.
Bizden hiç kimse için, ne bir tavır değişikliği ve ne de herhangi bir biçimde hınç besleme yoktur.
Belki o kardeş bu tür ağır sözlerle töhmet altında bırakılıp taarruzlara uğrarken, değeri daha artıyor ve daha çok sevilir.
Ancak, bu gibi olaylar müslümanların maslahatı için zaruridir.
Mümin mümin için birbirini yıkayan iki el gibidir.
Bazan olur ki eldeki kir ancak biraz sert bir hareketle çıkabilir. Yalnız bu sertlikle beraber temiz ve yumuşak olmayı da unutmamalıyız. Ve yine biliyorsunuz ki, hepimiz "Birr" ve "Takva" üzere yardımlaşmakla mükellefiz. Bizim öncekinden de daha canla başla birbirimize yardım etmemiz artık vacib olmuştur.
Kim Mısır'da (şimdilik) veya Şam'da kendisine karşı takınılan sert ve kinci tavırlardan dolayı, kendisi de, aynı tavrı takınır ve kinci olursa, bilirsinki bunu yapanın kendisi hatalıdır. Kim mü'minlerin birbirleriyle yardımlaşmak ve dayanışmak gibi, salih amellerde cimrilik ettiklerini düşünüyorsa o zanda bulunmaktadır. Ve: "Şüphesiz, ki zan hiçbir zaman hakkın yerini tutmaz." (Yunus/36)
Kim cemaatimizden gözden kaybolmuş, veya bugün Mısır'da yanımıza gelmişse; bilmiş olsun ki o öncekisinden de daha çok kalbimizde büyük bir sevgi ve saygıya sahiptir.
Biliyorsunuz ki insan sadece bu davada değil, diğer meselelerin bir çoğunda da olaylarıyorumlamakta ihtilafa düşer. İman ehlinin de böyle farklı farklı görüş ve yapıya sahip olmaları olağandır.
Tabidir ki insanoğlunun nefsi şeytanın vesveselerine kapılmaktan kendisini kurtaramaz. Allah Azze ve Celle kitabında;
"Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik, emaneti üstlenmekten kaçındılar ve onu insan yüklendi. o çok zalim ve bilgisizdir." (el-Ahzab/72) buyurmuştur.
Ben size bundan öncekilerden daha anlamlı ve daha kapsamlı bir nasihatta bulunmak istiyorum:
Bunu büyük olan kardeşin küçüğe, küçük olana siyasetini belirlemesi için söylüyorum.
Siz bu davada (İmam İbn Teymiyyeye akaidi meselelerden dolayı kendisine iftira edilip, hapse atılmasını kastediyor.) ne kadar, yalan iftira, yersiz zanlar ve bozuk heveslerin rol oynadığını biliyorsunuz. Bunu burada baştan yenilemenin anlamı yok. Söylenenin hepsi yalan ve hakkımızda haksız bir iftiradır. Fakat -Allah'ın izniyle- biz onu hakkımızda bir nimet ve hayır olarak kabul ediyoruz.
Allah Azze ve Celle kitabında;
"İftira edenler sizden bir gruptur, onu sizin için şer hesaplamayın, belki O sizin hakkınızda hayırlıdır. Onlardan herbirisi için kazandığı bir günah vardır. Onlardan kibrinin (nefsinin büyüklüğünün) peşine düşen için çok büyük bir azap vardır." (en-Nur/11) buyurmuştur.
Allah yalancıların iftiralarından bizi temizlemek için nurunu ve burhanını izhar etti. Ben asla bu yalan ve iftiralardan herhangi bir kimseye, kardeşlerimin -intikam alma- duygusuyla üstünlüklerini izhar etmelerini hoş görmüyorum.
Ben onlara hakkımı helal ettim. Ben tüm müslümanlar için hayrı dilerim.
Kendi nefsim için sevdiğim hayrı her mümin içinde seviyorum.
Onlardan yalan söyleyip zulmedenlere hakkım helaldir. Ama Allah'ın haklarıyla ilgili olan meselelere gelince; Onlar tevbe ederlerse Allah da tevbelerini kabul eder. Yoksa, Allah'ın hükmü onlar hakkında geçerlidir.
Eğer bir insana kötülüğünden ötürü teşekkür edilmesi gerekirse; ben bu davaya sebep olan herkese teşekkür etmek isterim. Çünkü bu dava sebebiyle dünya ve ahiret hayrına vesile olacak çok gerçekler gün yüzüne çıktı.
Ancak Allah Azze ve Celle nimetlerinin güzelliğinden, rahmeti ve şefkatinden dolayı şükre lâyık olandır. O'nun her hükmü müslüman için hayırdır. Sadık niyet sahipleri niyetlerinden dolayı zaten şükran ehlidir. Hakeza, salih amel sahipleri de amellerinden ötürü övgüyü haketmişlerdir. Kötülük ehline gelince, Allah'ın onları bağışlamasını dileriz.
Siz bunun, benim ahlakım olduğunu biliyorsunuz. Durum olduğundan da daha ciddidir. Fakat insanların hakları birbirine bağlıdır. Hepsinin üzerinde Allah'ın hakları vardır. Onlarda bu haklarda Allah'ın hükmüne bağlıdırlar.
Bildiğiniz gibi "ifk" olayında Ebu Bekri's Sıddık, Mistah b. Usase'ye yaptığı yardımı kesmeye yemin etmişti. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti kerimeyi indirmişti:
"İçinizde faziletli ve varlık sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine -dair- yemin etmesinler, bağışlayıp hoş görsünler. (Siz de) Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?" Allah çok mağfiret edici ve acıyıcıdır." (en-Nur/22)
Bu ayet-i kerime inince Ebu Bekr (r.a.) şöyle dedi:
"Evet Allah'a yemin olsun ki Allah'ın beni bağışlamasını istiyorum" deyip Mistah'a daha önce belirlediği yardımına devam etti.
Bağışlama ve ihsan hakkında tüm bu zikredilenlerle beraber Allah'ın elçisini ve kitabı'nı gönderdiği gaye uğrunda "cihad" etmek daha yüce daha hayırlıdır:
"Ey iman edenler sizden kim dininden dönerse (bilsin ki): Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzetli bir toplum getirecektir. (Onlar) Allah yolunda cihad ederler ve kınayanların kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği fazlıdır. Allah'ın (lütfü) ve ilmi geniştir." (el-Maide/53, 54, 55.)
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a salat ve selam efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O'nun ashabı üzerine olsun!...